Yedi Elli / Tarih: 6 Eylül 2011 / 0 yorum
Seni kaybetmemin cezasını, kendime ödeteceğim!
buz gibiydi hava. ikinci gelişindi bu şehre.
sol elin terletiyordu avuçlarımı. daha çok terlemek istiyordum.
senin için bir şeyler düşündükçe midem kasılıyordu, hoşuma gidiyordu ama bu.
o ağrıdan ölmek, en güzel ölme biçimidir belki de.
farkında mıydın bilmem, ben değildim.
tam iki saat el ele öylece oturmuştuk, yanmıyordu kaloriferler.
gözlerimizdi ısıtan içimizi.
sonra bir ara o sımsıcak göz bebeğin aynaya baktı, ayna da bana.
yutkundun. kaçta gitmen gerektiğini sordum sana. “sekiz” dedin yarım nefes.
tam iki kere. gözlerini ayırdı ayna benden.
yüzümü çevirdiğimde yüzüne, ters giden bir şeyler olduğu apaçıktı.
en kötüsünü düşünürüm hep, bilirsin.
“bir daha gelmeyecek misin ?” dedim sana sessizce.
gözlerin duvarın eskimiş boyasını yapıyordu sanki.
olmadık ayrıntılara takıldın, odanın her köşesinde.
hiç bakmadın gözlerime bir daha.
tekrarladım sorumu, daha kararlı, en az diğeri kadar üzgün bir sesle.
“seni seviyorum.” dedin.
sonra bir kere daha,
“seni seviyorum, ama”…
- sonraki söylediğin hiçbir kelimeyi duymadım, duymak istemedim.
ben artık hayatında yoksam da,
sen benim her an hayatımdasın.
ben de seni seviyorum. -
sonra bir kapı sesi duydum.
tam iki kere.
yedi elliydi saat.
bir el kurşun sesi aydınlattı gökyüzünü.
Sedat Doğan
30 Ekim 2010
21:31
