Seni Çok Özleyeceğim / Tarih: 6 Eylül 2011 / 0 yorum

“Hoşçakal” dedin. Donuktu bakışların, döndün ve bir daha bakmadın arkana. Gözden kaybolacak kadar ilerlediğinde bereni çıkarttığını gördüm. Ben almıştım.

“hoşçakal” dedin. donuktu bakışların, döndün ve bir daha bakmadın arkana. gözden kaybolacak kadar ilerlediğinde bereni çıkarttığını gördüm. ben almıştım.

-yirmi dakika önce-

ocaktı. onyedi milyon insanın yaşadığı şehirde yapayalnızdım. seni özlediğimi biliyordum. daha çok özleyeceğimi de. kartondan ufak ufak şeyler yapmıştım sana, odana koyarsın diye. cebimdeydi hepsi. sen geldin.
alkolün buğusu dilimi ıslatıyordu, konuşamıyordum. gözümden uyku akıyordu, yine de gözlerindeydi kalbim. o kadar tatlı görünüyordun ki. sarılamadım ama. ağzımızı bıçak açmıyordu. dakikalarca sustuk, bıkmadan. “ne oluyor” dedim.
ikimiz de biliyorduk ayrılacağımızı. kelimeler yetmedi ama konuşmaya. birbirimizin hayatından “son kez” çekip gitmemiz gerektiğini ikimiz de pekala biliyorduk. sen bir şeyler anlatmaya çalışıyordun sürekli. duymuyordum hiç birini, yaşadığımız, birbirimizi gördüğümüz son dakikaları beynime kazıyordum. hatıralarımız geliyordu gözümün önüne, öyle çoklardı ki.
“gitmem gerekiyor” dedin. biliyordum, artık gitmemiz gerekiyordu. dev gibi bir aşkın son dakikalarıydı bunlar. aklımda kelimeler! bir daha yüzünü hiç göremeyecektim mesela. elini hiç tutamayacaktım. bir daha hiç sevemeyecektim “ipek”ten saçlarını. bir daha adının yanına eklenmeyecekti benim adım. ve daha milyonlarca bir daha olmayacak şey! öylesine yıpranmıştım, öylesine tükenmiştim ki.
“acaba” içeren hiçbir cümle getirmek istemiyordum aklıma. sadece sen vardın orda. ayrılmamız gerekiyordu. acı vermeye başlıyordu bana tüm yaşananlar, sözlerin, tavırların. seni sen olmadan da en az eskisi kadar kuvvetli sevebileceğime o kadar emindim ki. o kadar emindim ki senin bir başkasıyla daha mutlu olabileceğinden. işte bu yüzden.
gözlerime baktın, bir söz bekler gibi. oysa ben cebimdeki kelimelerin hepsini çöpe atmıştım. yetmiyordu yirmidokuz harf senden bahsetmek için, bırak ki sana bir şeyler anlatmak için yetsin. dün geceyi düşünüyordum sürekli. son dubleyi. işte onu gerçekten içmemeliydim. sabaha kadar ağladım. gün aydı sonra. kuşlar öttü, kapattım camları. sana bir şarkı yazdım, kendim dinlemek için. o son dubleyi içmesem, sana da gönderirdim.
belki hiçbir şey böyle olmazdı, belki ikimiz de birbirimize zaman verirdik düzeltmek için kendimizi. o son duble… bütün “son”lar ne kadar kötü değil mi. bir şeyin bir daha gerçekleşmeyeceğini bilmek… asıl üzen o zaten bizleri, ölümde de böyle değil mi. bir daha sana sarılamayacak olmanın ağır hüznü bastı içimi. gözlerine baktım, uzun uzun. elimi uzattım sana, dostça.
“hoşçakal” dedin. donuktu bakışların, döndün ve bir daha bakmadın arkana. her adımın, bıçak gibi saplandı yüreğime. gözden kaybolacak kadar ilerlediğinde bereni çıkarttığını gördüm. ben almıştım.

elinden gelen her şeyi yaptıktan sonra, sıra ayağından geleni yapmakta. gitmek gibi mesela.

Sedat Doğan
27 Aralık 2010
02:44

*tam bugün başlamıştık sevmeye. beş yıl dediğin nedir ki. bir el kurşunla unutulur mesela.