Hiçbir Şeye Sahip Olmak / Tarih: 6 Eylül 2011 / 0 yorum

sahipsiz bir rüzgar titretiyrodu bacaklarımı. gözlerine bakıyordum sadece, bir saniye bile ayırmıyordum yüzümü senden. kalabalıklardan çekip suratını bana baktın, “keşke hiç tanışmasaydık” dedin. sonrasını hiç anlatmayayım…

–üç saat önce–

galata sırılsıklamdı bugün. milyonlarca insan ağlıyor gibiydi. emindim ama, bir ağlasam, hepsini alt edebilirdim. uzaktan yüzünü gördüm. binlerce kişinin içinden, güneşten parça yüzünü. içimi yakıyordun. sana baktıkça, bir şeyler kilitleniyordu midemde. saatlerce susuyordum, dakikalarca dilim dolanıyordu boğazıma. mutsuz görünüyordun, yine de çok güzeldin. merhabalaştık, binlerce soru aklımda. hangisinden başlayacağıma dahi karar vermeden aşındırdık köprünün asfaltını. erimiş bir mum gibiydim, ne desem de üzmesem. nasıl konuşsam da canını yakmasam diyordum. önce bir ışık parlattı gökyüzünü. yüzün karardı. sonra sesi geldi gökyüzünün. ‘yapma’ diyordu sanki sana. cevap arayan bendim, ve sevdayı sürdüren. sense hep karanfilden problemler yaratıyordun kendine. usul usul kararıyordu ortalık. balıkçıların tamamı da mutluydu üstelik, bir istavrite yüzleri gülüyordu. neydi paylaşamadığımız? neydi bizi böylesine üzen? yüzüne baktım, başka diyardaydın, vapurlar falan. ilk tekneye atıp kendimi kaçmak istiyordum buralardan, ve hatta nereye dahi gideceğimi bilmeden. çok uzaklara ama, beni hiç kimsenin, hiçbir şekilde bulamayacağı bir yerlere. bir restorandan haykırıyordu kadının biri. simitçinin teki bağırıyordu. dünya durmadan akıyordu ama içimizde bir şeyler vardı durağan. sevgiydi sanırım. duran bir şey yok olabilir mi? atom fiziği ne derdi yoktan var ettiğimiz sevdaya. yok edebilir miydi dünya sevdamızı, bükebilir miydik zamanı? konuşmadık. saatlerce. yüz metreden ibaret bir köprüde kilometrelerce yürüdük. kendini akıntıya bırakmış milyonlarca palamut, yüzbinlerce müzisyenin ortak tınısı. ve bizi biz eden sevda? neredeydi hepsi? döndün bana. kızacağımı biliyordun. “söylememek söylemekten daha erdemli bir davranıştır” dedin. ne acıydı. yüreğimden bir şeyler alıp götürdün. sanki bedenim ait olmadığı bir yerde, tanımadığı insanlar içindeydi. yüzüne baktım, ilk defa görüyordum sanki. bu yüzünle ilk defa karşılaşmış gibiydim. belki de haklıydın. söylemese miydim hiçbir şeyi? nasıl büyüyecektik o zaman, nasıl varolacaktı bizi biz eden bu amansız sevda? çok mu şey istiyordum acaba? elimi tutacaktın hepsi, yüzüme bakacaktın. birlikteliğimize sadece bu ikisinin bile yeteceğini söyleyecektin. kötü her şeyi silip atacaktık hayatımızdan ve hiçbir şey hiçbir şekilde bir daha hiç konuşulmayacaktı. belki kalemimden bile kan akmazdı o zaman. belki şişesi yirmi liradan birer kanyak alıp içerdik. neydi ki paylaşamadığımız, bunca yılı silip atacak ne yapmıştık birbirimize.

yüzüme baktın, gülümsedin. doluydu ama gözlerin. nereden geldiğini anlayamadığım bir tını okşadı ruhumu. şöyle bir kafanı çevirip, insanlara baktın.
sahipsiz bir rüzgar titretti bacaklarımı. gözlerine bakıyordum sadece, bir saniye bile ayırmıyordum yüzümü senden. kalabalıklardan çekip suratını yeniden baktın bana, “keşke hiç tanışmasaydık” dedin. sonrasını hiç anlatmayayım…

şimdi düşünüyorum da,
o gün verdiğin yalnızlık, tanrıda bile yok.
herşeye sahip olmak, aynı zamanda hiçbir şeye.

Sedat Doğan
10 Mart 2011
01:29