Cesaret / Tarih: 6 Eylül 2011 / 0 yorum
Duvardaki resmini indirdim, duvar ağlamaya başladı.
saat altıya geliyordu. yokluğunun acısı sardı dört bir yanımı. “duvardaki resmini indirdim, duvar ağlamaya başladı”. vurdum kafayı yattım.
-yedi saat önce-
gitmiştin. her şey ne acayipti. beş yılı küfür gibi tükürüp sokağın en pis yerine, arkanı dönmüştün. ağırdı, ne kadar ağırdı anlatamam. eve geldim, her köşede binlercesi anılarımızın. duvardaki fotoğrafına baktım, uzun uzun, sıkılmadan. gülümsüyordun. o kadar güzel gülümsüyordun ki, ağlayabildim ancak. şu an ne yapıyordun acaba, neredeydin, kimleydin, mutlu muydun, mutsuz mu yoksa? rahatlamış mıydın, sonsuz bir sıkıntı mı vardı içinde? milyonlarca soru doldu aklıma, ve tek bir sorun: artık yoktun ve bir daha hiç olmayacaktın.
elime kalemi alıp bizi anlatan yüzlerce kelime yazdım. tükenmiyorlardı, bitmiyorlardı. daha birini yazarken, bir diğeri geliyordu aklıma. parmaklarımın ucu kanadı. daha şimdiden seni öylesine özlemiştim ki. saatlerce sarıldım yastığımıza, gözlerim kan çanağı. dakikalar geçmek bilmiyordu, kaç asır öylece oturdum bilmiyorum. kutumuzu açtım. anılar hep iyi gelir bana. “aşka cesaretimiz yoksa, başka zaman görüşürüz” yazılı notunu buldum. tek bir satır paramparça avuçlarımda. cesaretimiz yoktu sevdaya ve bir daha hiç görüşemeyecektik.
saat altıya geliyordu. yokluğunun acısı sardı dört bir yanımı. vurdum kafayı yattım. yastıkta kandan gözyaşları.
Sedat Doğan
27 Aralık 2010
16:51
*ayrılığın ikinci günü.
